ALLAH YOLUNDA İNFAK

İnfak nedir? Peki, günümüz Müslümanları olarak bu ibadeti ne derecede yerine getiriyoruz? İnfak ederken nelere dikkat etmeliyiz? İnfak ile ilgili herşey…

İNFAK NEDİR?

İnfak kelimesi, Allah’ın (cc) hoşnutluğunu kazanma niyeti ile harcamada, yardımlarda(maddi, manevi) bulunma anlamına gelir. Aynı zamanda “İnfak” kelimesinin taşıdığı mana iyi tahlil edilirse, bu ibadetin bir hikmetinin de, insanı ruh, şahsiyet ve karakter bakımından maddenin esaretinden kurtararak maneviyatı maddiyata hâkim kılması olduğu görülür. Bu yönüyle ibadetler içinde infakın ruha sağladığı belki de en büyük fayda, “vicdan huzurudur.

Rabbimiz buyuruyor: “Allah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. اَحْسِنُوا : Amellerin hepsi en güzel olsun. Allah iyilik yapanları (hayır-hasenat, amel-i salih işleyenleri) sever.” (el-Bakara, 195) buyuruyor.

Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh- buyurur ki: “Namaz, seni yolun yarısına; oruç, tam Melik’in kapısına iletir. Sadaka ise, Melik’in huzuruna çıkarır.”

MÜMİNLER BİRBİRLERİNDEN SORUMLUDURLAR

Zira her mü’min, çevresinden mes’ûldür. Muhtaçların, mazlumların feryatlarına bigâne kalamaz. Yine o, karanlık bir gecenin mehtabı gibi nurlu, hassas, rakik, diğergâm, merhametli, cömert ve infak heyecanıyla dolu olmalıdır.

Cenab-ı Hak, rızkın temininde mahlûkatı birbirine vesile kılmıştır. Dolayısıyla muhtacı gözetmek, Allah Teâlâ’nın bizlere olan ihsanlarından onlara pay ayırabilmek, büyük bir fazilet ve ilâhî bir lütuftur. Muhtaçların feryatlarına teselli olmadıkça mü’minin ruhu da teselli bulamaz.

Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur: “Şunu iyi bil ki, bedenden, maldan, mülkten kaybetmekte, ziyana uğramakta ruha fayda vardır; onu vebalden kurtarır. Mal; bağışlamakla, infak etmekle, görünüşte elden çıkar gider ama, onu verenin gönlüne yüzlerce manevi hayat gelir!”

Dünya serveti; en yakınlardan başlayıp toplumdaki âcizlere, kimsesizlere, gariplere yardımda bulunmak suretiyle, vicdan huzuruna ve âhiret saadetine ermek için kazanılmalıdır. Kazançta niyet bu olursa, dünyevî endişelerin gönüllerde meydana getirdiği katılık, kasvet, buhran ve sıkıntıların yerini tatlı bir huzur ve sükûnet hâli alır.

KUR’ÂN’DA İNFAK, ZEKÂTTAN DAHA ÇOK GEÇİYOR

Unutmayalım ki zekât, dinen zengin sayılanlara; cömertlik ve infak ise zengin-fakir her Mümine ilâhî bir emirdir. Nitekim Kuran-ı Kerimde infaka teşvik, asgarî bir veriş olan zekâttan çok daha fazla yer almaktadır. İnfak, zengin-fakir her Müslümanın mükellefiyetidir.

ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ OLAN İNFÂK

Bir gün Rasûlullah(s.a.s.)Efendimiz: “–Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçmiştir.” buyurmuşlardı.

Ashâb-ı kirâm: “–Bu nasıl olur, Ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sorduklarında, Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem– şu cevâbı verdi.

“Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan en iyisini tasadduk etti. (Yani malının yarısını sadaka olarak vermiş oldu.) Diğeri (ise hayli zengin biriydi) o da malının yanına varıp, malından yüz bin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti.” (Nesâî, Zekât, 49)

Yani Allah katında değerli olan; infâk edilen malın miktârından ziyâde, infâk edenin fedakârlık derecesidir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:

“O (Allah) ki, ölümü ve hayatı, hanginizin amel bakımından daha güzel olduğunu imtihan etmek için yaratmıştır…” (el-Mülk, 2)

“DARLIKTA DA İNFÂK EDERLER”

Nitekim Sahâbe-i kiramın, infaktan muaf olacak derecede imkânı bulunmayanları bile, infak ecrine nail olabilmek için, kimisi dağdan odun getirerek, kimisi ise kuyudan su çekerek tasaddukta bulunmuşlardır.

Zira ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “O (takvâ sahipleri) ki, bollukta da darlıkta da Allah için infâk ederler (harcarlar)…” (Âl-i İmrân, 134)

Yani takva ölçülerine göre; zekâta muhtaç olan, dardaki bir Mü’minin de vermesi gerekir. O hâlde, varlıklı bir insanın ne kadar vermesi lâzım geldiğini, bu hakikat önünde mizan etmek icab eder.

Yine Cenab-ı Hak, diğer bir ayet-i kerimede: “Mallarını Allah yolunda harcayanların du­rumu ekin başağındaki bir tanenin durumu gibidir ki yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane bitiren bir tohum gibidir. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah’ın rahmeti geniştir. O her şeyi bilir.” (Bakara, 261) buyuruyor.

Demek ki Müʼmin, şahsî yaşantısında da iktisada riayet etmeli, kifayet miktarıyla yetinmeli ve ihtiyacından artanı infak etmelidir.

ASIL ZENGİNLİK GÖNÜL ZENGİNLİĞİDİR

Hazret-i Peygamber (s.a.s.), asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir. Buna göre herkes, kanaati kadar zengindir. Kanaat ise hadis-i şerifte bildirildiği gibi bitmez tükenmez bir hazinedir. Gerçek müminler de, bu zenginlik nimetine sâhip olup infakta bulunanlardır. İnfak, bir müminin hassasiyetinin ve mükellef olduğu diğerkâmlığın kâmil bir tezahürüdür.

Hazret-i Ömer (r.a.) Şam’a giderken deveye binme sırası kölesine geldiğinde, şehrin kapısına varmış olmalarına rağmen deveye ısrarla kölesini bindirmiş ve kendisi yaya, kölesi ise devenin üzerinde olduğu hâlde Şam’a girmişti. İşte bu da, kâbına varılmaz bir infak ve îsâr tezahürüdür.

KENDİ HAKKIMIZI KARDEŞİMİZE DEVRETMEK

Îsâr, kendinden koparıp verme, kendi hakkını kardeşine devretme anlamına gelir ki, bugün cemiyetimizde yok denecek kadar azdır. Ancak zekâtın biraz daha ötesine gitmek, onun dışındaki infaklara da fazlaca yer vermek teşvik edilmeli ve bu iş müesseseleştirilerek düzenli bir şekle konulmalıdır. Bu müesseselerde aynı zamanda İslâmî şuurla hizmet edecek gayretli insanlar yetiştirilmelidir.

Ayrıca ümmet-i Muhammed’in istifade edeceği hastanelerin, muzdariplerin kalacağı dâru’l-acezelerin (huzur evlerinin) yapılması da, bugünkü toplum üzerine en ehemmiyetli bir vecibedir. İnfaka rağbet, bir müminin tabiat-i asliyesi olmalıdır.

İNFAK ETMENİN FAZİLETLERİ

Zekâtlar, sadakalar, fitreler, velhâsıl Allah için yapılan bütün infaklar, sarf edilişlerindeki ihlâs nisbetinde, malın bir bakıma mânevî sigortası olur, onu zâyî olmaktan muhâfaza eder. Cenâb-ı Hak kulunun hâlisâne cömertliğine mukâbil, 10’dan 700 misline kadar ecir ihsân eder.

Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Mal, sadaka vermekle hiç eksilmez. Bilâkis hayırlarda bulunmak, malı kaybolmaktan, zâyî olmaktan korur!

Altın, zekât vermekle hiç eksilmez; aksine fazlalaşır, artar! Verdiğin zekât, kesene bekçilik yapar, onu korur.

Ekin ekenin ambarı boşalır, lâkin hasat vakti gelince, saçtığı tohumlara karşılık kaç mislini geri alır! Boşalttığı bir ambara mukâbil, kaç ambar dolusunu iâde alır!..

Fakat buğday, yerinde kullanılmaz da ambarda saklanırsa, bitlere, küçük kurtlara, farelere yem olur. Bunlar da onu tamamıyla mahvederler.”

MÜMİNİN MANEVİ SİGORTASI

Zekâtlar, sadakalar, fitreler, velhâsıl Allah için yapılan bütün infaklar, sarf edilişlerindeki ihlâs nisbetinde, malın bir bakıma mânevî sigortası olur, onu zâyî olmaktan muhâfaza eder. Cenâb-ı Hak kulunun hâlisâne cömertliğine mukâbil, 10’dan 700 misline kadar ecir ihsân eder.

Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz de şöyle buyurmuşlardır: “Her sabah yeryüzüne iki melek iner. Bunlardan biri:«Allâh’ım! Malını hak yolunda harcayana halefini (infâk ettiğinin yerine yenisini) ihsân eyle!» diye duâ eder.

Diğeri de: «Allâh’ım! Cimrilik edenin malını telef et!» diye bedduâ eder.” (Müslim, Zekât, 57)

İNSANIN ŞAHSİYETİNE EN ÇOK TESİR EDEN İKİ HUSUS

İnsan şahsiyetine en çok tesir eden iki husus vardır. Biri arkadaşının sâlih veya fâsık oluşu, diğeri de kazancının helâliyet derecesidir. Herkes parayı kendisinin kullandığını zanneder. Hâlbuki ekseriyetle irâde paradadır, sahibinde değil. Yani paranın mânevî keyfiyeti, insanın şahsiyetine yön verir. Zira para yılan gibidir, geldiği delikten gider. Bu sebeple de kazancın helâliyet derecesini görmek için, onun nerelere sarf edildiğine bakmak kâfîdir. Helâlden gelen, helâl yollara sarf edilirken; haramdan gelense, haram yollara harcanır.

HER KULA NASİP OLMAYAN ŞEREF

Dolayısıyla malını Allah yolunda infâk edebilmek, büyük bir şereftir. Bu şeref, her kula nasip olmaz. Bu şereften nasipsiz cimriler hakkında Hazret-i Ali‘nin (r.a.) şu tespiti ne kadar mânidardır:

“Cimrilerin hâli ne gariptir. Dünyada fakirler gibi yaşarlar, âhirette ise zenginler gibi hesap verirler.”

Velhâsıl ilâhî rahmetin tuğyân ettiği bu mübârek ayda, candan ve maldan fedakârlıklarla kardeşlik vazifelerimizi yerine getirmeye daha büyük bir ehemmiyet göstermeliyiz. Nitekim insanların en cömerdi olan Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Ramazân-ı Şerîf’te hiçbir engel tanımadan tatlı tatlı esen rahmet rüzgârlarından daha cömert olur, bütün ibadet ve ihsanlarını artırdıkça artırırdı. Kendisine:

“–Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” diye sorulduğunda:

“–Ramazân-ı Şerîf’te verilen sadaka…” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Zekat, 28/663)

Cenab-ı Hak cümlemize, her gecemizi Kadir, her gördüğümüzü Hızır bilerek Mübarek Ramazan ayında kazandığımız gibi ebedî kazanç fırsatlarını lâyıkıyla değerlendirebilmeyi nasip eylesin. Dünyalıklardan, Tagutlarından soyutlanan, onlardan yüz çeviren Mü’min kullarından eylesin. İçinde bulunduğumuz şu günleri, ihlaslı niyetler ve salih amellerle geçirebilmeyi ve hayatımızı daimî bir Ramazan ruhaniyeti içinde yaşayabilmeyi, cümlemize müyesser kılsın. Âhiret yurdunu da bizlere ebedî bir bayram süruru eylesin. Âmin!..

 Selam ve dua ile…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: